Share  

Sizce okullarda dağıtılan tablet bilgisayarlar faydalı oldu mu?

MENDİLLERİNİZİ HAZIRLAYIN
Psk.Dr. Yaşar Kuru

* Sizi,bizzat yaşanmış bir olayla ve,
"heykeli dikilecek" bir öğretmenle tanıştıracağım.

• Olayın kahramanı;
halen mesleğini Bursa’daki bir okulda icra eden genç sayılabilecek yaşta bir öğretmenimiz.
- Üniversiteden yeni mezun olan öğrencisi Sn. Önder Yalın’ın,
ilkokuldaki ilk beş yıllık öğrencilik anısını gözlerinizin önüne sermek istiyorum.

• Bursa’da bir devlet ilkokulunda görevine devam eden (x) isimli,
çok değerli öğretmenimize ulaşıp iznini alamadığım için,
ismini ve görev yaptığı okulu bende saklı kalacaktır.
- Mesleğinde böylesine başarılı olan öğretmenlerimizin,
herkes tarafından bilinmesi taraftarı olmama rağmen,
bizzat yaşanmış bu olayda, kendilerini sizlerle tanıştıramadığım için gerçekten üzgünüm.

• Sözü; anlattıklarını olduğu gibi aynen naklettiğim,
şanslı öğrencisi Sn. Önder Yalın beyefendiye bırakıyorum:

• ‘’Hocam, insanlar kaç yaşa kadar küçüklüklerini hatırlarlar bilemiyorum ama ben,
dört yaşından beri geçen yıllarımı bir film şeridi gibi
çok rahatlıkla gözümün önüne getirebiliyorum.
- Hele; ilkokula ilk başladım günü ve okulda, evde, sokakta, oyunda…
geçen o beş yılımı saati saatine hatırlayabiliyorum desem, bilmem inanır mısınız…

• Okula başladığım o ilk gün; hemen her çocuk gibi,
annemin elinden tutarak erkenden okula gittim.
- Bizim gibi; mahalleden birçok arkadaşım da anneleriyle birlikte oradaydı.
- Tören için sıraya dizildiğimizde annelerimiz, avlunun bir köşesinde öbeklenmiş bizi izliyorlardı.

• Tören sonrasında merak ve heyecanla sınıfımıza doluşmuştuk.
- Hepimizde aynı tedirginlik:
- Acaba öğretmenimiz nasıl biriydi…
- Aksi, asabi biri mi; yoksa sakin ve uysal mı…
- Bizi sevecek mi yoksa bize kızacak mı…

• İçeriye; sonradan öğrendiğimiz, mesleğinin henüz ilk yıllarında olan,
yeni bir erkek öğretmen girdi…
- Güleç yüzüyle, tebessüm eden simasıyla ve kadife gibi yumuşacık sesiyle,
‘günaydın çocuklar’ diyen, sımsıcak biriydi.
- Neredeyse herkes bir anda derin nefes çekerek hafiften ‘oh be’ dedi.
- Bunu duyan öğretmenimiz, oralı olmadı…ama tahmin etiğinden emindim.
- Kendisini tanıttıktan sonra, tüm öğrenciler sırayla isimlerini söyledi.

• Tanışma faslı bitince ilginç bir şey oldu:
• Sırayla bütün sıraların başına gelerek her birimizi tek tek kucakladı.
- İzin isteyerek hepimizi yanaklarımızdan öptü…
- Hatırımızı sordu, bizi çok sevdiğini söyledi…

• Üçüncü teneffüse çıktığımızda,
annem dahil altı arkadaşımızın annelerinin halâ avluda bekleştiklerini gördük.
- Hemen annelerimizin yanına koştuk ve onları itekleyerek evlere gönderdik…
- Çünkü; öğretmenimizle, bu kısacık süre içinde tamamen kaynaşmıştık.
- Sınıfta kırk altı kişiydik ve hiç birimizde en ufak bir tereddüt yoktu…

• Hocam; fazla uzatmak istemiyorum ama,
insan ömrü için oldukça önemli olan beş yıl gibi bir süre zarfında, öğretmenimiz:
- Birimizi dahi hiçbir zaman azarlamadı,
- Yine size tuhaf gelecek ama, hiçbirimiz ondan tek fiske bile yemedik.
- Hiçbir zaman bize bağırmadı.
- Asla kızmazdı.
- Kızdığını hiç görmedik…
- Tek bir arkadaşımız bile beş yıl boyunca hiçbir ceza almadı.

• Sonuçta Melek değildik;
varoşlarda yaşayan kırk altı ayrı ailenin çocuklarıydık.
- Her birimizin kültürü, aile terbiyesi farklıydı.
- Buna rağmen; böyle bir öğretmenin karşısında tek vücut olmuştuk.
• Şöyle ki;
- Onu üzmemek, onu kırmamak için her türlü çabayı gösteriyorduk.
- Çünkü;
biz ailelerimizden bile böylesine saygı, bu şekilde bir değer görmemiştik.

• Ne yalan söyleyeyim hocam;
okula gelince kendimizi ‘adam’ gibi hissediyorduk…
- Kendimizi;saygın, kişilikli, değerli buluyorduk…
- O, bunu bize çok güzel “hissettirmişti”.

• Hocam, bakar mısınız;
- Bir öğretmen, beş yıl boyunca ev ödevi vermez mi hocam?
- Yıllarca:
- Ne ev ödevi, ne tatil ödevi ne de evde çalışmamız için ders verdi…

• Paşa paşa öğrencilik yaptık.
• Sadece yarıyıl tatillerinde değil,
yaz tatillerinde de kendilerine ödevler verilen diğer sınıftaki çocuklara hava basıyorduk…
• Yine size çok enteresan bir şey söyleyeyim hocam:

- Dördüncü sınıfa geçmiştik.
- Sebebini hatırlayamadım; sınıfa büyük dolaplar yaptırmıştı. Her öğrencinin ayrı gözü vardı.
- Paydosta eve çanta taşımamızı istemiyordu.
- Hepimize dolap anahtarı verdi.
- ‘Çantalarınızı dolaplara kilitleyip eve gidin’ demişti…

• Böyle bir öğretmene karşı şımarmak şöyle dursun,
onunla avluda, koridorda, sokakta karşılaşınca ona nasıl saygı göstereceğimi şaşırıyorduk…

• Galiba üçüncü sınıftaydık:
- Okula gittiğimiz bir sabah; müdürümüz sınıfımıza geldi:
- “Çocuklar; öğretmenimiz on gün rapor aldı.
- Evlerinize gidebilirsiniz” dedi…
• İnanır mısın hocam:
- Kimse yerinden kalkmadı.
- O, on gün süre içinde, öğretmenimiz varmış gibi, sınıfa giriyorduk.
- Dersler süresince ‘çıt’ çıkmadan kendi kendimize ders çalışıyorduk.
- Sınıf başkanımız, öğretmen masasına geçiyordu ve sükûneti sağlıyordu…
- Tam on gün böyle devam ettik.
• Öğretmenimizin raporlu olduğu günlerden birinde okula müfettiş gelmişti:
- Müdür bey kendisine, sınıfımızın öğretmeninin raporlu olduğunu, ama bizim hiç fire vermeden her gün okula gelip gittiğimizi söylemiş…
- Ders esnasında içeriye, birden yabancı biri girdi…
- Kendisinin müfettiş olduğunu, durumu çok iyi bildiğini söyleyerek,
bizim tek tek başlarımızı okşayarak, sırtımızı sıvazlayarak tebrik etti ve yanındaki müdürümüze dönerek:
- ‘Bana bu öğretmeni mutlaka gönderin’dedi…
• Olacak ya; gelmez gelmez, annem;
öğretmenimizin raporlu olduğu bir gün okula gelmiş.
- Sınıfın kapısından içeriyi dinlemiş.
- Hiç ses çıkmadığını görünce ‘öğretmenleri galiba gelmiş’ deyip eve gitmiş…
- Akşam bana anlattığında epey gülmüştüm…

* Son bir şey daha hocam:
- Bütün sınıfın en şanssızı bendim.
- Çünkü ortaokulu İzmit'e aldırmak zorunda kaldık.
- O öğretmenimizin bütün öğrencileri şu anda en güzel görevlerde.
- Çünkü öğrencileri ile orta okulda bile hep, yakından ilgilenmiş...
- Ben ise, Ekonometri okudum..."
 
Psk.Dr. Yaşar Kuru